"Ara dönemi teşvik ediyorlar. Bu isimler suç ortağı." Mehmet Bekaroğlu Balçiçek Pamir'in sorularını yanıtladı
Saadet Partisi eski Genel Başkan
Yardımcısı ve psikolog Mehmet Bekaroğlu, HABERTÜRK'te Balçiçek Pamir'in Söz
Sende programına konuk oldu. Bekaroğlu, Pamir'le birlikte AKP'ye kapatma
davasını değerlendirdi.
Kapatma davası aşamasında partidekiler nasıl bir
ruh hali içindedir? Her gün değişen bir ruh hali. Büyük bir haksızlığa
uğramışsınız, bunu hissediyorsunuz, çıkış yolu arıyorsunuz, herkes birşey
söylüyor. Panik vardır. Türkiye'de siyaset zor. 1960'tan beri başlıyor bu
müdahaleler. İdamlar olmuş, siyasetten yasaklanmışsnız, hapisler yatmışsınız,
Türkiye'deki sistemin adının demokrasi olduğuna bakmayın bir vesayet sistemi
olmuş. Her gün Çin işkencesi yaşıyor gibi birşey. Kapatılacak mı kapatılmayacak
mı? Zor bir beklenti. Oryantasyonunuzu kaybediyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında
Türkiye'nin siyasi tarihinde çok basit olaylar gibi görünüyor ama birebir
yaşamak zor. Hiçbirşey yapamıyorsunuz.
Kabulleniş başlıyor
mu? Elbette. İnsanoğlu böyledir. Sürekli gergin duramaz. Denge ister. Bir
süre sonra durumu görüyorsunuz ve o duruma uygun argümanlar, bahaneler
geliştiriyorsunuz.
Liderlerin psikolojisi nasıldır? Tayyip Erdoğan nasıl
bir psikoloji içindedir. Siz çok yakın yaşadınız o dönemi... Tek tek şu
adamın psikolojisi bunun psikolojisi olarak konuşmak uygun olmaz ama Erbakan ve
Erdoğan farklı kişilikler her ne kadar siyasi çizgileri denk gibi görünseler de.
Mesela Erbakan Hoca'yı kapatma sürecinde izledim. Çok sakindir, paniğe
kapılmamıştır. Sonuçları kabullenmiştir. Onun bir sözü var. "Bir milletin
tarihinde bir nokta" demiştir. Biliyor ne yaptığını. Farklı bir psikoloji
onunki. Erdoğan'ınki farklı gibi.
Nasıldır Erdoğan'ın
psikolojisi? Tayyip Erdoğan'ı tanıyorum. Gerçekten onun siyasi çizgisine
bakarsanız çok çekirdekten genç yaşta siyasete başlamış, büyük engellerle
karşılaşmış. Kim ne derse desin bu toplumda çevreden gelenler, dindarlar,
Aleviler, Kürtler... Bunlar ötekileştirilmiş toplum kesimleri. Bu kesimlerden
geliyor. Mağdur ve mazlumların temsilcisi olarak kendisini kabul ediyor. Büyük
mücadeleler verip, tırnaklarıyla geliyor ve herşeyi kendisine göre iyi giderken
düdük çalınıyor 'hayır yoksun' diyorlar.
Yani büyük bir öfke mi
duyuyor? Öfke, şok, ne yapacağını bilmemem durumunda. Karmakarışık bir ruh
halinde diye düşünüyorum. Tayyip Erdoğan'ı psikiyatrist olarak gözlemişim gibi
değil. Genel anlamda söylüyorum bunları.
YARGI DARBESİ BU
Biz bu
filmi gördük diyorsunuz. Şimdi geriye dönelim AKP'nin kapatılma sürecinde tetik
düşüren sizce neydi ve 'birşeyler olacak galiba' diye hissetiğiniz dönemler
sizin için hangi dönemlerdi? AKP'yi tetik düşüren ne oldu sorusunda biraz
eleştiri yapacağız. Ama şunun da bir altını çizelim. Bu süreci bir siyasetçi
olarak asla tasvip etmiyorum. Türkiye'de demokrasi var. Bir seçim yapılmıştır.
Millet bir heyeti seçmiştir. Üstelik iki kere seçmiştir. Yapmış olduğu icraatlar
test edilmiş. Yargı burada bahanedir.
Yanılmıyorsam siz 28 Şubat'a
postmodern darbe buna da yargı darbesi diyorsunuz...
Yargı darbesi bu. 22
Temmuz'daki seçim iptal edilmeye çalışılıyor. Bunu tasvip etmek mümkün değil. Bu
Cumhurbaşkanı seçimiyle süreç başladı. İktidar kavgası devam ediyor. Türkiye'de
maalesef, Milli görüşle alakalı şeyler sorulabilir ya da muhalefette ele geçirme
şeklinde devam ettiği için çok çetin. Ama biz geçen sene Nisan ayında
Cumhurbaşkanı seçimi süreci başlayınca problem ortaya çıktı.
Onun
öncesindeki e-muhtıranın bir etkisi var mıydı? Tabii, e-muhtıra
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili. Oylama yapıldı, 367 sayısı bulundu bulunmadı
tartışmaları oldu. İşte 'bu kişiyi seçerseniz ben taraf değilim' açıkça muhtıra.
Bu yasal bir suç.
Sonrasında bir sürü dedikodu söylendi. Başbakan'ın
Genelkurmay Başkanı'yla Dolmabahçe'de yaptığı görüşme. Orada bir sözler verildi
ve sözler yerine gelmediği için işin çığrından çıktığı söylendi. Dediğim AKP
aslında güzel bir adım atarak seçim kararı aldı. Seçime gidildi. Dolmabahçe
olayları o süreçte oldu. Hatırlarız Dolmabahçe'deki Sayın Genelkurmay Başkanı ve
Sayın Başbakan görüşmesi oldu. Hiçbiri basına birşey açıklamadı. 'Benimle ölüme
gider' gibi açıklamalar yapıldı. Ama çok da bu konuda spekülasyon yapıldı. Sızdı
gibi bilgiler. Yorumlar yapıldı. 22 Temmuz seçimleri için AKP'nin yapmış olduğu
listeler bunu gösterdi. Sanıyorum konuşulanlar Ankara'da şunlar oldu: 'Askerin
endişeleri giderilecek', 'İstenmeyen isimler Cumhurbaşkanlığı'nda olmaz'
Cumhurbaşkanlığı makamı Cumhuriyet'in son kalesidir, olmaz. dendi. Atatürk'ün
koltuğuna eşi başörtülü biri çıkamaz dendi. Böyle bir gerilimle başladı. Köşk,
başörtüsü, bunlar sembol. Türkiye'de vesayet sistemi var. Siyasete belli bir
alan ayrılmış, o alanın ötesine geçildiğinde harekete geçecek mekanizmalar var.
Bunlar 1961 Anayasası, 1982 Anayasası'nda açık bir biçimde konulmuş.
Cumhurbaşkanı'nın makamı var. İkinci bir meclis gibi çalışıyor.
Cumhurbaşkanı'nın büyük yetkileri var. Mahkeme başkanlarını atıyor, savcıları
atıyor, kararnameleri imzalıyor. Bu vesayet sistemi, MGK gibi yapılar var. Bu
yapı seçilmiş iktidarın alanlarını sınırlıyor. Problem bu. Cumhurbaşkanlığı
tartışması buradan kaynaklandı sembolik olarak. Bu da bir iktidar kavgası.
Sosyolojik olarak bakılırsa, şehirde olanlar ya da merkezde olanlar daha önce
şehire gelenler, sonra gelenler. 1950 dalgasıyla, 1980 Özal dalgasıyla ya da
şimdi AKP dalgasıyla neoliberal baskılarla şehire gelenler şehire gelip hemen
şehirli olmuyor. Geliyor, okuyor, diploma alıyor, para kazanıyor, yetki sahibi
oluyor. Müthiş bir iktidar kavgası. Buradan da laiklik, şeriat, başörtüsü
Köşk... Bunlar tamamen sembol. Kavga bana göre iktidar kavgası. Merkezdekiler
bir grup 'bu yapının sahibiyiz, yaşam tarzımız var, imkanlarımız vari
avantajlarımız bırakamayız' diyor. Milletse rüştünü ispat etmemiş kendi haline
bırakılırsa davulcuya zurnacıya kaçabilir o nedenle bütün bu yapılar konulmuş.
Türkiye'de askeri darbeler, postmodern müdahaleler var.
"ERDOĞAN
İKTİDARDAN GÖNDERİLMEYE ÇALIŞILIYOR"
Sizin siyasetin önünü tıkadığını
söylediğiniz bir takım nöbetçi adamlar var partilerde... Ara dönem nöbetçileri.
Hatta siz daha ileriye götürüyorsunuz. Akbabalar diyorsunuz. Ve çok içimizi
yaralayan bir fotoğraf var. Etiopyalı açlıktan ölen bir çocuk önde ve arkada
akbaba bekliyor. Siz Tayyip Erdoğan'ı onlara benzetiyorsunuz ve 'Tayyip Erdoğan
o ölen çocuk ve arkada akbabalar bekliyor' diyorsunuz...
Çok da dramatize
ediliyor ama kim ne derse desin, Tayyip Erdoğan'ı beğenmiyor olabilirsiniz. Ben
beğenmiyorum. Siyasetçi olarak. Hiç oy vermedim, vermeyebilirsiniz. Netice
itibariyle kurallar konulmuş, sandığa gidilmiş ve seçilmiş. 4 sene sonra da
seçim olacak. Burası demokrasi. Tayyip Erdoğan, demokrasiyle sandıktan
gelmiştir, sandıktan gider. Şimdi öyle değil Tayyip Erdoğan kuraldışı biçimde
iktidardan gönderilmeye çalışılıyor. Bu sağlıklı birşey değil. Ahlaken sorumlu,
siyaseten sorumlu, sağlıksız olay bu.
Siz bunları söylerken böyle
demiyorsunuz. Kendi partisindeki siyasetçileri söylüyorsunuz. Asıl tehlikeli
olan o galiba...
Olay bu. Tayyip Erdoğan, bir şekilde devre dışı
bırakılıyor ama bu arada siyaseti de devre dışı bırakılıyor. Demokrasiyi de,
milli iradeyi de devre dışı bırakma var. Ama bu arada her dönem önde görülen ara
dönemlerde çıkan isimler var...
SUÇ ORTAĞI OLAN İSİMLER
Ben
isimlerden bahsetmek istiyorum. Türk siyasetinde her dönem varolan bu adamlar
iddianamelerde isimleri geçer geçmez diyorsunuz. Mesela Cemil Çiçek, Vahit
Erdem, Köksal Toptan, Vecdi Gönül gibi isimler var dediniz... Bunlar sizin
söylemleriniz. Bir sürü isimler var. Bunlar sadece bu dönem ortaya çıkmış
değiller. Ama benim yaşadığım Refah Partisi, Fazilet Partisi, AKP'de gördüğüm
daha evvelki müdahaleler 1970 müdahalesi var. Bir şekilde asker müdahale etsin
diye hazırlıklar yapılmıştır. Bu ara dönemde öne çıkan insanlar ortaya
çıkmışlardır, teşvik etmişlerdir. Ara dönemde 'ben varım' diye ayağa kalkmıyor
bu tip siyasetçiler ara dönemi teşvik ediyorlar, kolaylaştırıyorlar. Bu isimler
suç ortağı.
Cemil Çiçek için bir cümlenizi hatırlıyorum. Sözlü savunmayı
Cemil Çiçek yapmıştı Fazilet Partisi'nde. O dönemde gazeteci Yavuz Donat'a
'araba haşat' diye bir demeci olmuştu. O ciddi açıdan, bir taraftan partinin
sözlü savunmasını yapıyor bir taraftan partiyi eleştiriyor. Bunun gibi şeylerden
de bahsediyoruz... Sadece Cemil Çiçek değil. O zamanlar Erol Akan Hoca da
Tayyip Erdoğan da nasıl bakıyorlar, içlerinde olmadığım için bilemiyorum. Bu tip
insanlar sistemden müdahale gelince, darbe kapatma davası gibi, tutunmak
için insanları davet ediyorlar. Fazilet Partisi vitrini böyle bir
vitrindir. 1999 seçimlerinden önce bir afiş yapılmış, Nazlı Ilıcaklar, Cemil
Çiçekler gibi isimler modern yüz diye öne çıkartılmıştı. Kritik dönemde seçim
yapılacaksa diğerleri de bunlara kızmaz deniyor. Meclis seçti elbette. En son
Köksal Toptan'ın Meclis Başkanı seçimi yapıldı. Bülent Arınç, kim ne derse
desin, fikirlerini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama AKP'yi tırnaklarıyla
kuran 4 isimden biri.
Kitabınızda Bülent Arınç'la ilgili bir
bölüm var. O bölümde diyorsunuz ki "İmaj sıkıntısı yaşıyor parti" ez cümle
söylüyorum 'parti içi demokrasi yok', 'askerlerle iyi geçinmeliyiz' gibi
maddelerde topluyor. Şimdi bakıyorum Arınç'a bu maddeleri kendi ihlal ederek
AKP'nin başını derde soktuğu da ortada...
Siz Türkiye'de demokrasi adına
birşey yapmak istiyorsanız, 'askerlerle geçinmedik' demokratik bir tutum değil.
Fazilet Partisi'ndeki kurulurken orada AKP kurulmadan önce tartışmalarda bunlar
gündeme geliyordu. Burada demokrat bir parti olurken 'askerlerle iyi
geçinmedik', askerlerle iyi geçinecek bir parti... Böyle birşey olmaz. Bir
siyaset yerli yerinde olur. Askerle iyi geçinme ya da iş dünyasıyla iyi geçinme
gibi düşünürseniz siyaset size çarpar. Yaptığınız bir biçimde karşınıza çıkıyor.
KÖKSAL TOPTAN PARTİSİNİ
SAVUNMUYOR
Köksal Toptan Meclis Başkanı oldu dediniz... Köksal Toptan
kişisel olarak birşey söylemiyorum. Nasıl bir ortamda Meclis Başkan adayı
oluyor? 2003'te olmuyor. Bülent Arınç seçiliyor. Burada bir müdahale olmuş,
gerilimler olmuş. Devlet Başkanı'nın eşi başörtülü. Meclis Başkanı'nın eşinin
başı örtülü olmasın dendi. Kim var ortada? Köksal Toptan. Yine ara dönem. Türk
siyasetinin bir sürü problemi var. Bu insanlar bir problem. Siyasi ilke yok
burada. Bir dünya görüşünüz olur, bedel ödersiniz, bir makama gelirisiniz,
başarırsınız ya da millet sizi seçmez. Bekliyorsunuz, dengelerle bir yere
gelmişsiniz. İşleri zora girdiği zaman ilk, terkeden ya da sorun çıkaran siz
oluyorsunuz. Toptan Anayasa Mahkemesi'ne 'kapatılmış gibi olsun' diyor. AKP'de
kapatma kabullenilmiş demek ki. Anayasa Mahkemesi yasa çıkarmaz ki. Bunu yapacak
olan siyasetçidir. Partini neden savunmuyorsun? O senin partin. Bülent Arınç'ın
söyledikleri bizi bağlamaz diyor. Arınç. Meclis kürsüsünde 'laiklik yaşam
tarzıdır' deniyor. Toptan da kapatılmasın istikrar bozulur ama kapatılmış gibi
olsun diyor.
O dönem Recai Kutan ve Erbakan aradönem siyasetçilerle başa
çıkamadı. Erdoğan ne yapacak? Geçmişteki tecrübelerden yararlanmalı.
Kurtulabilir miyim psikolojisi vardır. O sırada kurtulmak için herşeyi
denersiniz. Tayyip Erdoğan sistemle uzlaşmaya yatmış gibi görünüyor. Erdoğan,
Cemil Çiçek'in açıklamaları gibi, yenilir yutulur gibi değil. Bağlantı
sağlayacak gibi görünüyor Cemil Çiçek. Tam demokrasi olsaydı, bütün kesimlere
adaletle yaklaşılsaydı kapatma davası açılmazdı.
FAZİLET PARTİSİ
KAPATILMASAYDI AKP KURULMAZDI
Fazilet Partisi kapatılmasaydı AKP kurulmaz
mıydı? Fazilet Partisi aslında kapatılmayacaktı. Bunun için bir sebep de
yoktu. İktidarda da değildi. Refah Partisi'nin suçlandığı konulara da sahip
değildi. Refah Partisi'nin de devamı değildi. Yaptığı birşey yoktu. 'AKP
kurulsun diye kapatıldı' söylemleri yazıldı çizildi.
Peki siz buna
katılıyor musunuz? Ben kitabımda da iddiam bu oldu. AKP'yi proje olarak
görüyordum. Kemal Derviş'le birlikte alınan kararlar uygulanacak. 11
Eylül'den sonra değişti. Böyle bir ülkeyi ne İsmail Cem yönetebilirdi ne de
Kemal Derviş yönetebilirdi. Ancak Tayyip Erdoğan gibi kitleleri kurtaran biri
olabilirdi yönetici olarak.
Başbakan'ın danışmanı Ömer Çelik'in cümlesini
almışsınız 'stratejik makas değiştirmek' gibi bir cümle var. Yerleşik yaşamın
taşeronluğundan uluslararası yaşamın taşeronluğuna geçiş gibi bir cümleniz
var... Böyle bir ortamda siyasi iktidarlar AKP öncesinde hep özellikle sağ
partiler milli iradeyi çok yüceltirler. Yücedir de milli irade. Onlardan
reyi alırlar seçimden seçime ama ülkeyi yönetirken güç odaklarına bakarak
yönetirler. Bürokrasiye, askere, iş adamlarına bakarlar. AKP içteki güç
odaklarına karşı dışarıdaki güç odaklarına dayanarak ülkeyi yönetmeye
kalkmıştır. Mesela Avrupa Birliği, Amerika gibi. Bu bir projedir. Ömer Çelik'in
dediği de budur. Benim iddiamsa stratejik bir makas değiştirme yapalım ama
millete de dayanalım. Zaten Türkiye'nin muhalefeti, bu yerleşik iktidarla
başedebilmemizin bir tek yolu var AB olabilir ama bunlarla olmaz sadece. AB
tamam ama bununla da olmaz. Sizi iktidara taşıyan insanlara dayanarak
değiştirmek istiyorsunuz.
BEKAROĞLU NEDEN AKP'DE DEĞİLDİ?
Siz
önemli bir isimsiniz ve saydığınız isimlerle yola çıktınız. Neden AKP'de
değildiniz? İki sebep var. Zaten beraberdik. Kimsenin kimseyi çağırması için
bir sebep yoktu. İdeolojik yapacakları sebepler oldu. Proje olduğunu öngörüp
söylüyordum. Yüksek sesle söylüyordum. Kişisel ahlaki nedenlerimden dolayı
katılmadım. Ben öğretim üyesiydim. Fazilet Partisi kurulduğunda beni davet
ettiler. Önce Başkan Danışmanı oldum sonra vekil oldum. Bir ekiple çalışıyorduk.
Fazilet'te işler kötü gitti kapandı. AKP göstere göstere geldi. Ben sizi
bırakıyorum Fazilet'e demedim. Bu benim mizacıma, ahlakıma uymazdı. Bırakmak
olmazdı.
SİYASETİN O..LARI
Bir
anınız var. Kitabınızdaki belki de tek magazinsel bölüm bu. Dengir Mir Mehmet
Fırat'la olan bir anı. Anlatabilir misiniz? Tam da parti kapatılmış, yeni
parti kurulumu aşamasında. Sayın Erdoğan'ın Ankara'da Yıldız'da bürosu var.
Orada milletvekilleriyle konuşuyor, onları çağırıyor. Biz önceden tavrımızı
ortaya koyduğumuz için biz gitmedik oraya. Dengir Fırat ile birlikte
çalışıyorduk siyasi işler başkanlığında. O gitti ve bu partinin iktidara
geldiğini dönüşünde söyledi. 'Nereden çıkarıyorsun' dediğimde 'Siyasetin
profesyonelleri burada.' cevabını verdi.
Siyasetin O ....'ları...
yani... Evet öyle...
Siyasetin O ....'ları nedir? Herşeyin farkında
olan, nerede ne olacak, nerede ihale dağıtılacak, kim başkan olacak, bunların
farkına varan, hem merkezde hem de Anadolu'da çok profesyonel tipler var. Bunlar
orada toplanır. Dengir Bey de eski siyasetçilerden biri olarak biliyor. "Herkes
büroda toplanmış, bu parti iktidara gidiyor" demişti Dengir
Bey.
"ABDÜLLATİF ŞENER AKP'Yİ KAPATMAYA ÇALIŞAN KESİMLERLE İÇ
İÇE"
Bir de ara dönem siyasetçilerini konuşurken bir cümlenizi daha
hatırlıyorum. "Halk oyuyla iktidara gelemeyecek insanlar da liderliğe soyunur"
diyorsunuz. Abdüllatif Şener'i de eleştiriyorsunuz. Abdüllatif Şener'i
eleştirmem şöyle birşey. Abdüllatif Şener bir ekiple AKP'nin kuruluşunda 4 tane
önemli isim var, kim ne derse desin. Bülent Arınç, Abdüllatif Şener, Tayyip
Erdoğan gibi. Şener, çok büyük emeği geçmiş birisi. AKP'den şimdi aday
olmadı. Ne yaşadılar anlatmadı. Fakat öyle anlaşılıyor ki, 'ben varım' diye
çıkıyor. Niye varsın, neden bugüne kadar yoktun? Kapatılacağından haberdar
mıydın? Nasıl bir görev alıyorsun? Kendisi açıklama yapmadı ama satır
aralarından anlıyoruz. AKP'den milletvekili tırtıklayacak bir isim olarak
görülüyor.
Sizce de liderlik sevdası var mı? Bunu niye soruyorum.
Kitabınızda Abdullah Gül'ün bir röportajı var. Diyor ki 'Arınç ve Şener benim
için aday olmaktan vazgeçtiler' Demek ki Şener'in o dönemden gelen bir liderlik
isteği varmış. Hem Arınç hem de Şener Fazilet Partisi 2000'deki kongresinden
önce Abdullah Gül açıklama yapmadan Genel Başkan Adayı olduklarını açıkladılar.
Sonra ortak bir basın toplantısı düzenlediler be 'biz Abdullah Gül'den sonra
çekiliyoruz' dediler. Burada Şener'in liderlik isteği çok açık görülen birşey.
Bir rol kapmaya gidiyor ama öyle birşey görüldü ki çıkışlarıyla AKP'nin
tabanı Şener'i öbür tarafta görüyor. Yani AKP'yi kapatmaya çalışan, devre dışı
bırakan kesimlerle iç içe görülüyor, onlarla işbirliği içinde görülüyor. Bu
durum Abdüllatif Şener'e ancak ve ancak hani 28 Şubat'ta meşhur Şemsiye Partisi
vardı ya böyle birşey yapar. Şener gibi yetişmiş insan için hoi birşey değil.
Şener'in içini bilemeyiz ama 'kapatılıyor, ben varım' gibi bir görüntü
bu.
ERTUĞRUL GÜNAY NASIL AKP'YE GİTTİ?
Ara dönem siyasetçilerinin
isimlerine bakarsak parti tabanında onlara nasıl bakılıyor? Bir tepki var
bence. Yani o açıklamaları yaptıktan sonra, AKP tabanını biliyorsunuz birlikte
çalıştığımız insanlar, bakanından milletvekiline kadar 'bizim söyleyeceğimizi
sen söyledin' diyerek tebrik ettiler. Büyük bir tepki var, burda bir
mağduriyet var. 3. kişilerin mağduriyeti nasıl anladığı da önemli ama
algılamaları böyle, bir mağduriyet var. Biz çalıştık, hizmetin odağıyız ve
önümüz kesiliyor. 70'den 70'e mağdur edildiklerini düşünüyorlar. Şener'in
görüntüsü maalesef bu. Belki şansı olsa bile o şansı öldürebilecek birşey.
Abdüllatif Şener bir parti kuracaksa AKP'ye yaptıklarından, orada
söylediklerinden farklı olarak ne yapacak ya da ne söyleyecek? Bugüne kadar ne
yaptı Abdüllatif Şener? 'Şarabın herşeyini bilirim de tadını bilmem' Başka
birşey yok. Ben siyaseti izleyen bir insanım. Aktif değilim ama arşivliyorum.
Söylentiler başladı. Özelleştirmelere tepkisi vardı ama neydi
çözümün?
Aktif siyasette değilim diyorsunuz ama yarım bir cevap verdiniz.
Ertuğrul Günay'la sizin bir çıkışınız olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. 'Müslüman
sol' Doğru mudur? Bu kavramı biz hiçbir zaman kullanmadık. Gazetecilerin
benzetmesidir bu.
Peki nasıl oldu da Ertuğrul Günay AKP'ye gitti? Bunu
Ertuğrul Günay'a da sormak lazım. Bulursanız sorun. AKP 17 Nisan sürecinde bir
teklif getirdi. Biz bunları tartıştık. Ben şiddetle karşıydım ama onlar
gittiler. Koca adamı zorla tutamazsınız ki.
"GÜNAY'A AKP'YE GİTMESİ
KONUSUNDA ÇOK KARŞI ÇIKTIM"
Ne oldu da bir anda tek başınıza
kaldınız? Günay'la farklı birşey söylüyorduk. Türkiye'de kimlik siyasetleri
yapılıyor. Bu kimlik siyasetiyle enerjimizi harcıyoruz. Bunun yerine siyasetin
kendi konularına dönmesi gerekiyor. Herkes kendi kimliğiyle, kişiliğiyle
olmalı. Atatürkçülük, din siyaset konusu değil. Bunlar ortak değerler.
Nerede ip koptu? AKP'den gelen teklif üzerine arkadaşlarımız
bilemiyorum tabii. Günay arkadaşım. Şaşırdım karşı da çıktım. Hala Türkiye'de
bütün insanların adaletini, ekmeğini savunacak, Türkiye'deki siyaseti kimlik
kavgası olmaktan çıkaracak, Atatürkçülüğü dini mezhebi, etnik kökeni siyasetten
çıkaracak siyasetçiye ihtiyaç var. Meclis'te kaç tane milliyetçi var. Seçime
bakın. Bu memlekette bu ülke nasıl kalkınır gibi şeyler konuşulmadan seçim
yaptık.
Ertuğrul Günay'ın AKP'de bakan olması siyasi çizgisini yaraladı
mı yoksa önü açık mı? Yaraladı bence. Ama takdir milletin. Günay Türkiye için
bir imkandı. Erdoğan ultra demokrat bir tüzük yapmıştı seçimden önce ama
kazandıktan sonra değişti. Günay bu konularda partisinde ciddi mücadele vermiş,
parti içi demokrasiyi savunan bir figürdü. Ama gibi bir padişahın kendisini
listeye yazmasına 'evet' dedi ve 'sayın genel başkana minnet borcum, beni ikinci
sıraya yazdı' diye açıklama yaptı. Bu da ona yeter.
Erdoğan'a dönersek. Bir liderin
psikolojik durumunu konuştuk. Bundan sonra nasıl davranmalı? Bir taraftan kendi
partisinde bekleyen akbabalardan bahsediyoruz, bir taraftan kulislerde kim lider
çıksın konuşmaları var. Ne olacak, nasıl davranacak? İddianameye verilen
cevaplardan anlıyoruz ki Erdoğan kapatma davasını kabullenmiş ve sonrası için
vaziyet alıyor gibi bir görüntü var. Daha ileri demokrasi olmalı. 'Milletten
özür dileyebilir, yanlışlarımız oldu' diyebilir. Bunlar yanlış değil. Diyor ki
'savunma yapmıyoruz, tarihe not düşüyoruz' Nerede o not? Bakıyorsunuz ama bir
not bulamıyorsunuz. Bu savunmada bir demokrasi manifestosu yok. Bir
kabulleniş var. Partinin kapatılmasını kabullenmişler. Bundan sonrası için
Demirel'in 7 defa gittim 6 defa gelirim cümlesş gibi birşey var. Erdoğan,
kendisini kapatan anti demokratik çevrelere daha çok demokrasi diyeceği yerde
uzlaşma yollarını arıyor. Bunlar yorum. Yanlışları gördüm gibi bir uzlaşı arıyor
görüntüsü mevcut. Öne çıkanlara bakınca uzlaştırmayı kolaylaştıracak ara dönem
siyasetçiler var. 'Bakanları değiştirelim' gibi açıklama yapan bir adamın
Hükümet Sözcüsü şaşırtıcı birşey. Sorun yaratan bakanları değiştirelim diyor. Bu
bakanın hükümette durması bu bakanın değil Başbakan'ın sorunu.
Çaresizlikte her gelen fikre atlar insan demiştiniz... Atlıyor burada
ve uzlaşmayı gösteren birşey. Refah ve Fazilet Partisi'nde de böyle çıkışlar
oldu. Bu ne AKP'ye, ne ülkeye ne de demokrasiye ne de Tayyip Erdoğan'a
yarayacak.
ERDOĞAN'IN YERİNE ALİ BABACAN MI GELİR?
Kulislerde de
bir takım isimler konuşluyor. Erdoğan'dan sonra kimlerin hazırlandığına dair.
Ali Babacan'ın ismi konuşuluyor. Katılır mısınız? Konuşuluyor. Öne çıkan,
çabuk yükselen, hiçbir biçimde problem gözükmeyen ne Türkiye'deki sermaye
çevreleri açısından ne de uluslararası güçler açısından. Biz hep bu parti
kapatmayı, darbeyi konuşuyoruz ama buradaki dış dinamiklerin, uluslararası
güçleri konuşmuyoruz. Bu açılardan Ali Babacan böyle bir isim gibi gözüküyor.
Böyle bir dönemde Babacan vefayı devraldı herhalde Erdoğan'a karşı.
Bir
tarafta da Abdullah Gül faktörü var. Kitapta da yer alıyor. Fazilet Partisi
döneminde de çok önemli bir isimdi. Onun AKP'deki konumu nedir? Çok açık
görülüyor ki sayın Gül seçimden sonra ısrar etti. Çok da Başbakan istekli
olmadan adaylığını devam ettirdi ve Cumhurbaşkanı oldu. Şimdi artık devre dışı.
Herhalde iddianameye kondu ama bir yasak almaz. Çok garip birşey olur Türkiye
için. Olabilir de herşey olabilir, 367 oldu. Bir yasak almaz. İleri partinin
başına geçer diye de konuşuluyor ama bunlar spekülasyon. Bu kadar ileri
gidilmez. Çok kötü manzaralar çıkartıyoruz. Ama krizlerden de fırsat yaratmak
gerekiyor. Türkiye bu sefer bu krizden fırsatla çıkabilir. Siyaset kendisini
gözden geçirebilir. Ders almış, gerçek demokrat yapılar oluşabilir. Türkiye'nin
problemi siyasette. 6-7 senedir iktidardalar. Hangi seçim yasasını
değiştirdiler?